Sayfalar

20 Mart 2021 Cumartesi

Öylece Gelen : İsimsiz Kağıt Bıraktı Akkurt

Kaç gemi bir limana varmak için yola çıktı da, daha varamadan ona battı yarı yolda ve bir gemi kaç okyanus aştı sırf bir limana demir atıp orada kalamadığı için?

Kaç yolcu han bildi bindiği gemiyi de, köpüren dalgaların altında onunla birlikte uyandı kendi yokluğuna ve hangi yolcu uykuya yatıp kerpiç bir handa, uyandığında yıldızların üstünde buldu kendini?

Kaç aşığın dosta kavuşma umudu düştü yıldızlı semadan da, göz göze düşman oldu ve hangi düşman harından aşını bıraktı toprağa, kılıcını savurup yalnızlığının boynuna, hasretini söndürdü onla?

Kaç günah ateşi yakıldı da yeryüzü yangın yeri oldu ve cananın feryadıyla tutuşan okyanuslardan kaç kap aş oldu cana?

Kaç yürek gecelerce korkulardan korku doğurdu da, hangi yürekli insan onu kendine yastık edip üstünde uyudu?

Kaç gemi yıldızlardan umut toplayıp menzilini aşk yolcusu eyledi ve can feryadına su yetiştirip uykusunda dudaklarına aş, yastığının başında kılıcıyla bekleyip cananın ateşine dost oldu?




Tohum Cevap : Özgür (sista) - Dur * Olma




eke seke gül bahçelerime düşlerini görgüsüzlerin
kördüğümlerim öttü demin derdim 
yerimdeydim
yersizleşti sevmelerim & sevdikçe sevgisizleşir miydin diye
bilemedim yanağımdaki buseler-in 
hadsiz hesapsızca hediyelik eşya kıvamında beynimin odalarında.
yaktı kerim, yan iç sezim, olsa sazım, vurur durur muydum sonsuza dek 
dağlarda bayırlarda
orası kesin
dersem kesin
keklik gibi kalgelmiştir 
bir
asfaltın
kenarında.
altın ökçe,
çek bi takke,
ekle beni de,
ne yapıyorsan insan için
gel kendine.
dedi aynamın kırılmak'tan eğerirce kabuğunu çatlatan yanları, karmanın on iki yasası, sokağa çıkma yasağı, iki yukarı bir aşağı, aynı etkiyi yarattı buralarda.
duran olma, duyan ol da; dur bir ulan'
larına bakma, dumanı yasla
eninde sonunda
pişmanlığını affettirir yaşattığın kafa
canla 
başla
orda
burda
öpücüklediğin
taşta maşta.
der'di derde deva 
ney'di nerde keza
kalkıp bakıyor camdan geçen teyze kılıklı tantana tıklatmasın karanlık yanların-ı iyi huylu bakteriler yermiş eğer 
er ya da geçse
an
dur * olma


16 Mart 2021 Salı

Tohum Cevap : Akışın Resmi - İlyada & Demçe

 Akışın Resmi

Ormanın derinliklerindeki uzun bir derenin, çakıl taşının yanından geçerken verdiği sınava ve sohbete tanık oldum bir an. Yanından gürül gürül akıyordu ama o küçücük çakıl taşının üstü yine de kuruydu. Sonunda bir meşe ağacının yaprağında saklanan bir yağmur damlasıyla ıslandı. Yağmur damlası ve akan nehrin incelişi arasında seyreltmeye çalıştığım kelimelerde kayboldum ben de, o damla ne yaşadı diye düşünürken. Öyle görkemliydi ki ‘’Neden’’ diye sormak geçti aklımdan ve gönlümden. Çünkü o damlanın, o yapraktan akışının ve çakıl taşına düşüşünün bir anlamı var gibi geldi. Çünkü o yaprak, bir rüzgarla eğildi  ve oraya ‘’tesadüf’’ ile düştü ve sanki baharın uçuşan tüm polenleri de o damlanın içinde toplandı. 

Bir sır verelim sana güzelliklerle örülen defter. Belki o damlaya bir arının kanadı bile çarptı. Derken  arı anlatmaya başladı. Dediğine göre, çakıl taşı sıcaktan kavrulmuştu ne zamandır. Nefes alamıyordu artık. Her tarafı suyla çevrildiydi ama üstüne gelecek bir damla su yoktu. Sonra bir gece tüm orman birleşti. ‘’Şimdi asıl sır burda’’diye fısıldadı arı. O yaprak, o polenler, meşe yaprağı, rüzgar hepsi işin içindeydi. Gece sabaha dönerken çakıl taşına duyurmadan anlaştık aramızda, sonra da tesadüf gibi gösterip onun ne zamandır aradığı bir damla suya kavuşturduk.

Bu sayede damlasına kavuşan taş, derin bir nefes aldı. Ne zamandır beklediğini bulmuştu. Teslim oldu damlanın onu tamamen sarmasına ve kendisini dereye karıştırmasına. Fakat dereyle karışınca, damla dereyle bir oldu. Bir geliyor, bir gidiyordu şimdi. Aslında bir yere gittiği yoktu damlanın, o hep oradaydı ama artık tek bir damla değildi, dere olmuştu.

O çok beklediği sevgili damlanın, yağmurun ve derenin bir olduğunu anlayan taş; gece öten kuşların, rüzgarda sallanan yaprakların, beş gün beş gece yağan yağmurların ardından, ağaçların tüm köklerine masallar okuyan ormanın bu fısıltısını taşıdı. Akan bu bereketin ardından, nefesi ve zerresi aşk olan bir faninin eline geçti ve rengarenk bir halde gönlü ay ışığı ile yıkanmış bir cadının, ışık dolu evinde yıllar süren bir inzivaya geçti.


                                                                                                                                            İlyada & Demçe