16 Mart 2020 Pazartesi

Derdimiz Ne Bizim Sorusu Öykülü Cevaplar

Işın Topu

Gökten inen kuşların haddi sayısı yoktu o gün. İlk masmavi bir parlaklık göründü gökte, ardından bin bir beyazlık arkasından koşturuverdi. Süre geldi bu koşuşturmaca, ve ardından süzülüp de yere kondu mavilik, bir bedende. Tepesinde ise yine o kuşlar uçuşa durdular.

Nereden geldiği belli olmayan bir bilgi belirtisi gibi gökte bir yarık, parlayan ışınlar süzüle dururken tek bir yüz o yarıktan çıkıverdi. Tanrım! Ne görüntüydü o, bir Tanrının yüzü; bakıyordu dünyaya. Gel kucağıma der gibi. Bu ise Güneş’in yüzüydü Bin bir hediye saçtı, etrafında alacaklara. Onu görmüşler, diller akıtıp şarkı söylediler, taneleri de bir bir topladılar. ‘’Ben gelecek olanım.’’ ‘’Ben o, olanım.’’
Dinleyen öylesine ağladı, akıttılar tüm karanlıkları. Onun ışığına idi teslim,
Gördüler onu dans ederken, sema ederken ve el uzatırken.

Gökte iki alem açıldı; biri göğün diğeri ise yıldızların alemi. Sıra sıra inenler var idi. Ben gördüğümü söylüyorum, yaptığımı değil. On iki geçidin kapısı onda gizliydi, on iki taşı da topladı ve yeryüzüne attı.

İsimsizlerin toplayacağı bu on iki güzelliğin taşı, onun kalbi idi.
Kalpse o, idi.



Mavilik yere bastığı an ayakları, bir ağ çıkıp da ondan bir sürü ‘noktaya’ temas edip bir oldu. Sonra o tüm hare dönmeye başlamıştı. Döndü ve döndü, ta ki parıl parıl olana ve de ışık sıkılaşıp bir elmasçasına katılaşana dek. Beyaz ve yeşil-pembe durdu ve parlak. Bu noktalar etrafa yayıldılar; hepsi birer ırmak, nehir oldular yeryüzünde. Ve bu nehirlerin olduğu yerlerde, kollarından bazıları öyle yerlere ulaşıyordu ki tam da bu taşların saçıldığı yerlere. Kimisi hiç dokunulmamış güvende, kimisi ise karanlığın dokunduğu yerlerde... Onlar dediler ki; ‘’Çekil! Tüm evren kutup etrafında döner, onlar onundur ve onun varislerinin.’’ Karanlık çekildi, duydu ki bu ‘O’nun sesiydi.


O, evine dönen kuşu karşılar gibi neşeliydi. Tüm dileklerini gerçekleştirecek olana döndüğü için, onu kucaklayıp yüzüne doğru bağırdı. ‘’Hoş geldin.’’ Çünkü o deliydi.

Sordu; ‘’Bensiz yılların nasıl geçit?’’ Cevaba gerek yoktu, çünkü izlemişti o hepsini. ‘’Gel, seni bir yere götüreceğim. Nur’un kendine, onun kar topuna.’’
 Ve orada gördükleri hep bir sır olarak kalacaktı. Parlamaktan çekinmediğini söyledi. ‘O’ndan gelen ne ise O’nun parçasıyla parlayacaktı. O da benimsedi.

                                     A.Juno

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder